Erasmus,  Gezilerim

Avrupayı Geziyorum | Strazburg

 
Bugün, Avrupa Birliği’nin iki başkentinden biri, Almanya sınırına çok yakın ve biraz da Türkiye’ye benzerliğiyle dikkat çeken bir şehirdeyim, Strazburg’da!
 

 
27 Nisan sabahının ilk ışıklarıyla ulaşım sponsorumuz Flixbus (burada gülüyorum) ile Heilbronn’dan Strazburg otobüs terminaline doğru yola çıktık. Otobüs hattı, Çek Cumhuriyet’inin (ya da Çekya’nın) Prag şehrinden yola çıkıp Fransa’nın Strazburg şehrine kadar gidiyor. Bu otobüs hattı ile üç ülke üstünden geçiyorsunuz.  N168 numaralı bu otobüs için gidiş-dönüş biletleri toplamda 20€’ya mal oluyor.
 
 
2 Saatlik yolculuğun ardından şehir merkezine çok yakın bir mesafede saat 9’da otobüsümüz terminale varıyor. Yanımızda getirdiğimiz sandviçler ile kahvaltımızı yapıp ilk durağımız olan Notre Dame kilisesine doğru yürümeye başlıyoruz. Burası aynı zamanda Palais de Rohan ve Arkeoloji Müzesine komşuluk yapıyor. Ancak erken gittiğimizden ve giriş ücretlerinin gereksiz pahalı oluşundan içeri girmeyi tercih etmiyoruz.
 
 
Notre Dame katedrali 2015 yılında 1000. yaşını kutlamış.  1874 yılına kadar dünyanın en yüksek yapısıymış. Günümüzde Dünya’nın en yüksek altıncı kilisesi unvanını taşıyor. Ayrıca ülkemizde yasaklı(maalesef) Wikipedia’dan aldığım bilgiye göre Victor Hugo bu katedrali “dev ve narin harika” olarak tasvir etmiş.
 
 
Bana göre katedralin içi, dışına göre daha fazla göze hitap ediyor. Blogger altyapısı, fotoğrafı, çektiğimi kalitede verebilirse camların ne kadar güzel ve estetik bir çalışma ürünü olduğunu görebilirsiniz. Biraz Osmanlı esintisi hissettirdi.
 
 
Katedralin yan tarafından bu şekilde bir görüntüsü var. Öğle saatlerinden itibaren kalabalık artmaya başlıyor. Meydanın etrafında hediyelik eşya satan işletmeler ve restoranlar var. Burada ilgimizi çeken bir diğer nokta ise meşhur dondurması (Gerçi artık her şehrin dondurması ünlü oldu ama neyse). 3 topuna 3€ verdiğimiz dondurmayı gitmeden önce denedik. Tadı gayet güzeldi ancak kıvamı konusunda Maraş dondurmacılarından ders almaları gerekiyordu. Akşama doğru bu meydanda konser için birtakım hazırlıklar yapılıyordu ancak vaktimiz yetmediğinden kimin sahne aldığını göremedik.
 
 
Katedrali ve etrafını gezdikten sonra kanalların çevrelediği bir yoldan Barrage Vauban tarafına doğru yürüyoruz. İsimlerin Fransızca ve haritayı düzgün okuyamadığımız için bu şehirde tam olarak nereleri gezdiğimizi ben de pek fazla çözemedim 😀 Bütün binaların aynı estetik anlayış ile yapılması bizim için biraz sorun yarattı açıkçası. Bu bölgede La Neustadt, Palais du Rhin yapılarını da gördüğümüzü hatırlıyorum.
 
 
Etrafta gezerken Fransa’nın cumhurbaşkanı E. Macron ile alakalı bir siyasi çalışma gördüm. Demek bazı ülkelerde siyasi hiciv hala özgürce yapılabiliyor. (hımm ilginç)

Bu bölgede biraz oyalandıktan hemen sonra La Petite France denilen, Safranbolu evlerini andıran, yere gidiyoruz. Buraları aynı zamanda kanal turu ile de gezebilirsiniz. 16.yy’dan kalan bu bölgenin yolları eski parke taşları ile yapılmış.
 

Burayı da gördükten sonra biraz ileride yüksek ve geniş bir duvar üzerinde yapılmış bir çalışma görüyoruz. Fotoğraf çekilmeden olmaz tabi.  

 Pişmanlık duyduğumuz Pixel Museum’a girmeden önce devasa bir ulaşım noktası olan Gare de Strasbourg ve önemli meydanlarından Place Kleber’de biraz vakit geçiriyoruz.

O gün yaptığımız en kötü şey, kuşkusuz Pixel Museum’a gitmeye karar vermekti. Tabi burada hata benim, önceden iyi araştırma yapamadığım için böyle bir durum ile karşılaştık. Şehir merkezinden yaklaşık 2-3 km uzaklıktaki bu müze, atari konsollarına, lego ile yapılmış yapılara, ilk bilgisayar sistemlerine ve yeni çıkan oyunlara ev sahipliği yapıyor. İçerik yönünden yetersiz ve ilgimizi de çekmeyen bu müzeye maalesef 9€ verdik.

Buradan çıkıp tekrardan şehir merkezine döndük. Gezecek çok fazla yer kalmadığından ve acıkmaya başladığımızdan yakınlardaki bir AVM’ye gitmeye karar verdik. Burada ilk defa dokunmatik ekran üzerinden kasiyersiz sipariş verme olayını deneme fırsatım oldu.  

Fotoğrafını çekmeyi unuttuğumdan internetten eklemek zorunda kaldım          
Günübirlik yaptığımız bu gezi turu Fransa ile Türkiye arasında birçok benzer nokta olduğunu hatırlattı. Özellikle trafik kültürü kesinlikle İstanbul ile aynı 😀 Kavga eden insanlar, yol vermeyen araçlar, kırmızıda geçen onlarca sürücü bunu kanıtlar nitelikte. Bununla birlikte iklim yönünden de bazı benzerlikler fark ettim. Güvenlik konusunda sıkıntılı bir durum yaşamadık zaten iki kişi olduğumuzdan bu konuda bir endişem de yoktu. Müzelerin pahalı oluşu, toplu ulaşım seçeneklerinin sınırlı olması bu şehrin dezavantajlarından birkaçı. Şehir içinde her şeyin bir arada bulunması, Almanya’ya yakın olması ve İngilizce bilen insanların fazlalığı ise şehrin artı yönleri arasında. Strazburg gezim sırasında yaptığım harcamaları ve şehre dair ipuçlarını aşağıda listeliyorum. Bu bilgilerin Strazburg’ a seyahatiniz sırasında yardımcı olacağını düşünüyorum. 

İsim Kategori  Miktar
Flixbus Gidiş- Dönüş Bileti Ulaşım  €         20,00
Pixel Müzesi Kültür  €           9,00
Yemek Harcamaları Yemek/ İçmek  €         18,00

 İpuçları;

– 1 Gün bu şehir için yeterli bir süre. Flixbus ile sabah gelip akşam dönmeyi planlıyorsanız kesinlikle doğru yoldasınız.
– Gezmeyi düşündüğünüz müzeleri kesinlikle önceden araştırın, özellikle yorumları dikkatle inceleyin. Pixel Museum gibi yerler hem şehirden uzak, hem de yeterli içeriğe sahip değildi mesela.
– Toplu ulaşım yerine yürümeyi tercih edin.
– Dilenciler bu şehirde çok fazla, dikkatli olmakta fayda var.  Umarım yazımı okurken keyif almışsınızdır. Okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir