Erasmus,  Gezilerim

Avrupayı Geziyorum | Prag

Avrupa’da gezmek istediğim şehirlerin başında gelen Prag’da dolu dolu üç gün geçirdim.  


Her yolculuk yeni bir macera

Bu büyülü şehri benimle birlikte keşfetmek istiyorsanız sizi içeriye alalım. Maceramız 31 Mayıs günü başladı. Ulaşım sponsorumuz Flixbus ile Almanya- Heilbronn’dan Çekya- Prag şehrine 7 saat(belki de daha fazla) süren bir yolculuk sonunda vardık. Bu yolculuklarda en çok dikkat ettiğim şey ulaşım süresinden çok aktarma olmaması üzerineydi. Flixbus ve benzeri ulaşım araçları ile aktarma yapmak hem bagaj kaybetme korkusu hem de güzel bir koltuk bulamama riski nedeniyle benim istemediğim bir durum. Bu nedenle bütün yolculuklarımı tek aktarma üzerinden yaptım.  Her neyse maceramıza dönelim. Prag’a yolculuğum esnasında Avrupa maceramda bir ilk de gerçekleşmiş oldu. İlk defa trafiğe takıldım ve bu durumdan biraz da mutlu olmuştum. Biraz İstanbul’u hatırlatmıştı bana.

Kaybolmak benim için bir ritüel

Şehir merkezinde yer alan UAN Florenc otobüs terminalinde inip kalacağımız otele gitmek için banliyö hattına yürümeye başladık. Üç gün süren gezimiz boyunca kaybolduğumuz tek an banliyö hattını ararken geçti.  Kaybolmak sorun değil de yolculuğun getirdiği yorgunluk ve yaz mevsiminin ilk sıcakları bizi fena halde zorluyordu.  Burada imdadımıza Moovit uygulaması yetişti(bu bir reklam değildir 🙂 ) Uygulama üzerinden güncel konumumuz ve gideceğimiz oteli girdiğimde bütün detaylarıyla nasıl gideceğimizi bize gösterdi.  Önce banliyö istasyonunu bulduk, bu bizim için bir başarıydı çünkü iki defa önünden geçmemize rağmen oranın bir tren istasyonu olduğunu fark  dememiştik 😄 Burada, trene binmeden önce 3 gün geçerli ulaşım kartımızı alarak gezimiz boyunca yapacağımız ulaşım masraflarını büyük bir oranda azalttık.

Biletimizi alıp banliyö hattını kullanarak 9. bölgede yer alan Penzion a Restaurance Simanda adlı konaklamamıza vardık.  Bir yanında tren istasyonu bir yanında göl bulunan bu konaklamaya iki gece için 40€ ödedik. Yolculuk bizi fazlasıyla yorduğundan ilk günü otelimizde dinlenerek geçirmeye karar verdik. Odamız göle bakan harika bir terasa sahipti. Günümüzün bir kısmını burada geçirdik.

Yeni bir gün

İkinci gün gezilecek bir çok yer vardı. Bunların başında Old Town Square ve etrafındaki önemli binalar vardı. Öğleden sonra yağmur yağacağını öğrendiğimizden günün ilk yarısında meydanlar, heykeller, anıtlar gibi açık alanları gezmeye başladık. Vysehradske Anıtına kadar her şey normaldi ancak oraya vardığımızda gök gürültülü yağmur yağmaya başlamıştı. Şehri baştan başa görebildiğimiz bu yüksek alanda kötü hava şartlarından dolayı istediğimiz fotoğrafları pek iyi çekemedik.

Açık alanların çoğunu gezebildiğimiz için şanslıydık, bir sonraki gün için gezeceğimiz yerler hayli azalmıştı.

Günün kalan kısmında Communism Museum, Sex Machines Museum ve Palladium AVM‘ de vakit geçirdik. Bu yerleri biraz açıklamama izin verin.

Communism Museum, bizim beklentilerimizi pek karşılamadı. Komünist yaşamın Prag’da nasıl ele alındığı, Sovyet dönemindeki uygulamalar çoğunlukla görsellerle anlatılmıştı. Az sayıdaki eşyalar, silahlar ve giysiler gibi eserler ise daha önce kitaplarda ve internette gördüğümüz türden objelerdi.

Sex Machines Museum ise kesinlikle gitmeniz gereken benzerini başka bir ülkede bulamayacağınızı düşündüğüm gerçekten garip eserler barındıran değişik bir müze. Fantezi sınırlarının on yıllar öncesinde nasıl zorlandığını burada göreceğinizden eminim. 😄 Bu iki müze için euro cinsinden yaklaşık 16€ verdik. Prag’ı gezerken elbette kullanabileceğiniz birkaç günlük müze kartlar mevcut ancak gezeceğiniz yerler az ise almanızı tavsiye etmem. Son olarak Palladium AVM’de ne yaptığımızı anlatayım. Çekya, diğer Avrupa üyelerine nazaran daha ucuz  bir ülke. Bu nedenle alışveriş merkezleri ucuz alışveriş için önemli bir merkez.

Gün sonunda,

  • Powder Tower
  • Old Town Square
  • Astronomical Clock
  • Municipal House
  • Wenceslas Square
  • Vysehradske Castle
  • Communism Museum
  • Sex Machines Museum isimli yerleri tamamlamıştık.

 

Ertesi gün, marketten aldığımız kahvaltılıklar ile kahvaltımızı yapıp erkenden şehrin geri kalanını gezmeye çıktık. Rotamız Dancing House ile başlıyordu. Burada malum pozları verebilmek için oldukça uğraşmamıza rağmen istediğimiz fotoğrafları çekmeyi başaramadık.

Gerçekten çok güzel bir kare

Başarısız fotoğraf çekimlerimizden sonra ünlü Charles Köprüsü’ne doğru yola koyulduk. İki tarafı da heykellerle süslü bu köprü şehrin tam ortasında yer alıyordu. Köprü üzerinde hediyelik eşya satan, çizim ve müzik yapan insanlarla karşılaşmanız olası.


Köprünün diğer tarafına geçip uzunca bir yokuşu çıktığınızda sağınızda ülkenin Dış İşleri Bakanlığının şehrin bütün manzarasını izlemeye olanak sağlayan binasıyla karşılaşıyorsunuz. Binanın yanında Prag Kalesi yer alıyor. Buraya giriş için uzun bir sırada bekleyeceğinizi bilmeniz gerekiyor.  Bu binanın hemen karşısında seyir terasına benzer nitelikte bir alan bulunuyor. Prag’ı arkanıza alıp fotoğraf çekilmek istiyorsanız gayet güzel bir nokta olduğunu söyleyebilirim.

Şehrin renkli yanları

Tekrardan şehir merkezine doğru dönerken John Lennon Duvarı’na küçük bir ziyaret yapıyoruz. Lennon buraya uğramış mı bilmiyorum ancak resmini yapan her kimse burayı bayağı ünlü bir hale getirmişler.

Etrafta eski model araçlar ile tur düzenleyen insanlar var. Genellikle konvoy şeklinde dolaştıklarını gördüğüm bu araçlarla şehri gezmek gerçekten güzel olabilir. Bir dahaki gelişimde binmek isterim. Her neyse konuyu dağıtmayalım. Duvara karşı birkaç fotoğrafımızı çekip buradan ayrıldık.

Sonlara doğru..

Kültürel anlamda gezimizin sonlandığını düşünüyorduk. Otobüsümüzün de kalkmasına epey bir saat olduğundan mağazaları gezmeye ve yerel tatları keşfetmeye karar verdik. Bizdeki İstiklal Caddesi’ne benzer bir cadde üzerinde sıralanan mağazaları sırayla gezdik. Mağazaların büyük bir çoğunluğu kadın giyimi üzerineydi. Buradaki kadın nüfusunun baskın olması ticari anlamda da şehre farklı bir boyut katmış. Adını hatırlayamadığım bir mağazadan hatıra olarak bir tshirt alarak mağaza turumuzu sonlandırdık.

Bir sonraki adım yerel tatlısı olan Trdelnik’ i keşfetmek olacaktı. Yanlış hatırlamıyorsam 3€ karşılığında  bu tatlıyı almıştık. Dışı hamurdan yapılan bir külah içi ise dondurma(ya da isteğe göre krema) ile dolu bitirmekte çok zorlandığımız bir tatlıydı. Bunu yemeden önce yanınızda peçete, ıslak mendil ve su bulundurmanızı şiddetle tavsiye ederim.  Tatlımızı da yedikten sonra tekrardan Old Town Square’a gidip biraz daha gezindik.  Yavaş yavaş karnımız acıkmaya başladığından Subway’e doğru yolu koyulduk. Avrupa ülkeleriyle benzer fiyat aralığına sahipti.

İki gece üç gün süren gezimiz bitmişti. Maceramız boyunca olabildiğince az ulaşım aracı kullanmaya çalıştık çünkü bir şehri tanıyabilmek için bazen şehirde kaybolmak gerekebiliyor.  Zaten yürümek gezginlerin doğasında var olan bir şey. Prag gezimizde gitmediğimiz birkaç yer elbette mevcut  bunlardan biri Franz Kafka Müzesi . İmkanı ve vakti olanların buraya da gitmeleri gerektiğini birçok arkadaş tavsiyesi üzerine buraya yazma gereği duydum.  Umarım sizler de bu büyülü şehirden aynı keyfi alır ve memnuniyetle dönersiniz.  Her zamanki gibi aşağıya işinize yarayacak birkaç veriyi ekliyorum. Prag maceramız boyunca harcama yaptığımız kategorileri aşağıda görebilirsiniz.

Flixbus Gidiş- Dönüş BiletiUlaşım53,00€
2 Gecelik Otel KonaklamasıKonaklama40,00€
Şehiriçi Günlük  Ulaşım KartıUlaşım13,20€
Yemek HarcamalarıYemek/ İçmek30,00€
Müze Giriş ÜcretleriKültür16,00€
TOPLAM152,20

Birkaç ipucu;

  • 3 Gün şehri gezmek için yeterli bir süre. Almanya, Fransa, Polonya ve Avusturya’dan direkt hatlar ile gelebiliyorsunuz. Bu bakımdan ulaşım yönüyle avantajlı bir şehir.
  • Her zaman dediğim gibi müzeleri internette araştırıp ilginizi çeken yerlere gitmenizi tavsiye ederim.  Eğer benim gibi öğrenciyseniz, öğrenci kimliğinizi gösterip birçok müzeye indirimli giriş yapabilirsiniz.
  • Prag’da para birimi olarak kron/koruna kullanılıyor. Dolayısıyla şehre geldiğinizde döviz bozdurma ihtiyacınız olacak. Gelmeden önce araştırdığımızda birçok change office ‘in dolandırıcılık yaptığını öğrendik. Biz UAN Florenc terminalindeki ofiste döviz bozdurduk.

Umarım, yazdıklarımdan keyif almışsınızdır. Sayfamı ziyaret ettiğiniz için çok teşekkür ederim. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir