Ben Kimim?

“Sen kimsin ya!?” diye soracağınızı düşünerek buraya bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Belki de hiç sormazsınız, “kim merak edecek ulan senin hayatını!” da diyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz ancak bu sayfanın boş gözükmesi sinirlerimi fena halde bozuyor.

Tanışalım, ben Eray. Şimdilik 21 yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum. Haliç Üniversitesi İşletme Enformatiği bölümü son sınıf öğrencisiyim. Verdiğim bu bilgiler çok sıradan geliyorsa biraz daha derinlere inelim.


Çocukluğum mahalle maçları, bisiklet, saklambaç, kuka, kum ebesi gibi oyunları oynayarak geçti. Tabi bunlardan en çok futbol ve bisiklete meraklıydım. Küçüklüğümden gelen eğlenceye ve spora düşkünlüğüm halen devam ediyor. Son üç yıldır bisiklet ve atletizm ile seviyeli bir ilişkim var.  

Ortaokulda siyasete merak saldım, bu merak ve ilgim halen devam ediyor.  Üst üste 3 sene sınıf temsilciliği yaparak sınıfımın beklenti ve ihtiyaçlarını okul yönetimiyle paylaştım. Şaka şaka o kadar profesyonel değildim ancak temsilci olmanın ağırlığını ara sıra hissetmiyor değildim.  8. sınıfta rehber öğretmenimiz “Kendinize gelecek için bir mektup yazın.” dediğinde “İleride sosyolog olacağına inancım tam.” yazan bir mektup hala karnelerimin arasında bulunuyor. O yıllarda sosyologluğun Türkiye’de meslek tanımı belki de yapılmamışken ben nereden o mesleği buldum, araştırdım ve beğendim hiçbir fikrim yok. Sanırım bunu henüz o yıllarda yeni yeni gelişen internete borçluyuz. 

Hazır internetten bahsetmişken o yıllarda internetteki maceralarımı da anlatayım.  Benim bilgisayar ve internete başlangıcım Gta Vice City ile oldu adeta hayatımın geri kalanı için bir uyarı ateşi gibiydi. Önce oyun oynayarak bilgisayarın çeşitli özelliklerini keşfettim o yıllarda ekran kartının, bilgisayarın kasasında yer alan bir parça değil monitör özelliği filan olduğunu düşünüyordum. O yıllarda tv’de oynayan Kavak Yelleri dizisine düşkünlüğüm o kadar fazlaydı ki internette Kavak Yelleri Forumunu bulup üye olmuştum. Deli gibi entry giriyordum, konu üstüne konu açıyordum. Forumun emektarı olmuştum, yeni üye olanlara mesaj atıp yardımcı oluyordum. İnsanlar bana teşekkür ediyor sohbet ediyorduk, bilmedikleri şey ise benim henüz 10 yaşımda olduğumdu. Buralarda bir süre oyalandıktan sonra dönemin bir diğer popüler sitesi Mafyam.com’a merak salmıştım. Orada tanıdığım birisi ile serverda ilk iki sırayı biz almıştık. O dönemlerde üye sayısının 30 bin civarında olduğunu düşününce, 10 yaşındaki bir çocuğun bunları başarması garip bir durum tabi.

İnternet aboneliklerinin henüz kotalı internet üzerinden yapıldığı o yıllarda bir de Dark Orbit adında oyunu oynamıştım. Çocukluğumun hayat enerjisini emen bu oyun ile 3 yıllık bir geçmişim vardır.  4 GB kotalı internet ile bu oyunu oynamaya çalışırken defalarca kotayı aşıp anneme faturanın birkaç katını ödettiğim o garip günler hala aklımda.

Liseye dair güzel anılarım olduğu pek söylenemez. Üniversiteye hazırlanmanın getirdiği stres, erken yaşta iki milyon insan ile rekabete sokulmanın verdiği öfke ile güzel duygular hissettiğim anlar pek azdır. Boş derslerde oynadığımız futbol buradaki tek istisnadır. Bu yıllarda blog yazmaya başladım. Genellikle güncel teknolojik haberler ve ilgi duyduğum spor branşları hakkında basit yazılar hazırlıyordum. 


Hukuk beklentisi ile hazırlandığım üniversite sınavlarında beklentimin altında sonuçlar alarak bir sene daha çalışmak ya da yeni bölümler keşfetmek arasında kararsızlık yaşadım. Bir aile dostumuz vasıtası ile Enformatik bölümünün içeriğini inceledim ve aslında yıllardır severek yaptığım, ilgi duyduğum şeylerin bu bölümde yer aldığını fark ettim. Yazının ilk bölümünde okuduğunuz üzere bu bölümde dördüncü sınıfa kadar geldim. 

Üniversite başlangıcından geçen üç yıllık süre boyunca birçok farklı deneyimlerim oldu. Bunlardan ilki ve en önemlisi kuşkusuz yabancı memleketlere yaptığım yolculuklardı. İkinci sınıfa başlamadan yabancı dilimi geliştirmek için yapabileceğim şeyleri araştırıyordum. Work & Travel programının tam da ihtiyacım olan şey olduğunu karar verdim. 3 ay boyunca Amerika’da yasal olarak çalışıp para kazandım. Bu süre zarfında yabancı dilimi geliştirdim ve halen devam eden dostluklar kazandım. 

Üniversitenin ikinci yılında ÇAP yapma fikri belirdi kafamda. O sırada ABD’de olduğumdan bölüm seçiminde yanlış karar vermiş olacağım ki ilk dönemi tamamlayıp ÇAP programından ayrıldım. Yine bahar döneminde 2018 Dünya Kupası-Rusya organizasyonuna gönüllü olarak katılma hedefiyle Rusça kursuna başladım. Her şey çok güzel giderken ÇAP ve bölüm derslerimin yoğun olmasından dil kursunu bırakmak zorunda kaldım. Kurstan ayrıldığımda konuşamasam bile Rus Alfabesini artık okuyabiliyordum. Bu avantajı sömestr tatilinde gittiğim Ukrayna gezisinde bolca kullandım.  


İkinci sınıfta bir diğer yaptığım şey ise zorunlu bölüm stajının bir kısmını yapmak oldu. Birden fazla şirketten kabul almamla birlikte bölümüm ile alakalı staj yapmayı tercih ettim. İkinci sınıfın bahar döneminde üstten dersler alarak Erasmus yapmayı planladığım üçüncü sınıf bahar dönemi için programımı hafiflettim. 

Üçüncü sınıf benim için garip deneyimlere sahne oldu. Bahar dönemi için Almanya’da 6 aylık öğrenim hakkı kazandım. Bana yine gurbet yolları gözükmüştü. Ancak Erasmus ile yurt dışına çıkmak hele ki Almanya’ya gidebilmek birçok kağıt işiyle uğraşmayı gerektiriyordu. Bürokrasi aşığı bu iki ülkenin diplomatik ilişkilerini ben yürütüyorum gibi gözüküyordu uzaktan bakınca. Neyseki bütün uğraşlar sonucunda Şubat ayının sonlarında Almanya toprağına ayak bastım. Ağustos ayına kadar sürecek olan bu maceramda Hochschule Heilbronn’da eğitim gördüm. Bu süre zarfında eğitim haricinde birkaç Avrupa ülkesini daha gezme fırsatına sahip oldum, zaten onları da bloğumu gezerken fark etmişsinizdir.


Bu satırları yazdığım sırada dördüncü sınıfa devam etmekteyim. Dolu dolu geçen üç senenin ardından bu yılı, derslerime daha fazla odaklanarak bitirmek istiyorum. Uzun süredir ertelediğim sportif hedeflerim de var. 3 yıllık tecrübemi de arkama alarak Nisan ayında yarı maraton koşmayı hedefliyorum. Hayat hikayemin anlatabildiğim kısmı böyle bir şey oluyor. Herhangi bir konuda merak ettiğiniz bir şey olursa bana twitter üzerinden ulaşabilirsiniz. Yazımı Gandalf’ın şu cümlesi ile bitirmek istiyorum; 

Saruman’a göre kötülüğü ancak büyük güç dizginleyebilir. Ama bence öyle değil. Ben sıradan insanların her gün yaptıkları küçük şeylerin kötülüğü dizginlediğini düşünüyorum. Basit nezaket ve sevgi gösterileri gibi.